Cehennemin orta yerinde nasıl çırılçıplak kaldığımı sana nasıl anlatırım bilmiyorum ama sağ gözümden iki damla yaş düştü. Elbet görmüşsündür. Aşıklar çeşmesinde elimi yüzümü yıkarken fazla aciz gözüküyorum biliyorsun. Şiir yazacağım diye oturduğum tüm masalardan sarhoş kalktığımı da biliyorsun .Adınla başladığım cümlelerin sonunu hıçkırıklara buladığımı görüyorsun. Bir tas su verdiğinde zemzem misali şükre durduğuma da şahitsin. Söyle iki gözüm ne diye gidersin ?
Bir enkazın içinde çiçekler açıyor simdi. Bir küçük çocuk çığlığı kaplıyor gökyüzünü. Sen ellerime bir buket bırakınca ben kamikazeleri yurduna döndürdüm. Sen öyle gulumseyince Hitler'i bir Yahudi kadına nikahladım. Sen avuç içlerimi öpünce tüm ülkelerin bayraklarını beyaza boyadım. Sen kasıklarımdan öp diye de tüm perdeleri kapattım.
Bir yerlerde bir şeyler yok oluyordu , biliyordum. İçimi aynalarla kaplıyordum yine de benliğime bir adım dahi yaklaşamıyordum . Koca koca ağaçlar devriliyordu fikirlerimin üzerine . Bazı zamanlar katlanılmaz oluyordu. Kendi çığlıklarıma kulaklarımı kapatabilseydim sağır kalmazdım adımı dilinden düşürmeyen insanlara. Biraz uzaklaşa bilseydim küfür eden kadınlardan , nazik adamlara avuç içlerimi öptürebilirdim. Kafamdaki “siktir et” bulutunu dağıta-bilseydim bir an, daha sağlam tutunabilirdim uçurum kenarlarıma. Sokak köpeklerine selam verirken duysaydım trafikteki araçların korna seslerini belki biraz karışabilirdim boktan düzendeki hayatınıza. Yok olan ben olmazdım biraz karışsaydım kalabalığınıza. Bir kaç buket toplaya bilseydim uçurum kenarlarından , orkidelere gülümseyen kadınları biraz olsun anlardım. Nefes alabileceğim bir gökyüzü bulsaydım yemin ederim yıldızları size armağan ederdim parlak şeyleri sevmiyorum diye tüm tozu toprağı...
Yorumlar
Yorum Gönder